12 Şubat 2024 Pazartesi

Bir Yılda Nasıl 100 Kitap Okursunuz?

 Bir yılda yüz kitap okumak için sahip olmanız ve sahip olmamanız gereken şeyler var. Bu şartları sağladıktan sonra da yapmanız ve yapmamanız gerekenler var. Peki bunlar neler?

1- Çalışmıyor olmalısınız.

Sabahtan akşama kadar çalıştığınız, 8 saatlik mesainizin 10-12 saat olduğu, haftada bir gün tatiliniz olan bir işte çalışırken ve işten eve deli gibi yorgun dönerken 100 kitap okuyamazsınız. Bir de keşke sabahtan akşama kadar çalışsanız, saat 14'ten gece 12'ye kadar (ya da gece 01.00/02.00) olan bir çalışma saatiniz de olabilir. Ayrıca bu iş, maddi sıkıntıya girmeden size ayda 10 kitap alacak mı? O da var.

2- Paranız olmalı.

Gelir kaynağı olmayan biri iseniz ya da ailenizin verdiği kısıtlı bir harçlık ile geçiniyorsanız size yılda 100 kitap okutacak parayı bulup buluşturamazsınız. Çalışıyorsunuz ve işe gidip gelirken, mola verdiğiniz vakitlerde, akşam yorgun olduğunuz zamanlarda kitap okuyorsunuz diyelim. Temel ihtiyaçlarınızı çıkardığınızda bir para kalmamasına rağmen de kendinizi zorlayıp kitap satın alıyorsunuz. Bu sefer de bu geçim sıkıntısı, bedeninizi ve zihninizi ele geçirip muhteşem bir stres yaratıyor ve yine okuyamıyorsunuz; hadi okudunuz, ne kadar anlıyorsunuz? 

3- Paranız yoksa nelere sahip olmalısınız?

Evinizin, okulunuzun, iş yerinizin yakınında bir kütüphane, kültür merkezi tarzı kitap temin edebileceğiniz bir kurum olmalı. Uzakta olursa bir süre sonra vaktinizin çok gitmesinden ve yorulmaktan gitmemeye başlıyorsunuz. Haftada en az birkaç kere gördüğünüz, kitabını ödünç vermekten çekinmeyen bir dosta sahip olmak da işinizi görür. Bu kişinin size karşı tutumu da önemli tabii. Bir kitap verecek diye havalara  giren, size yukarıdan bakan birinden kitap almayı düşünmeyin bile. Eğer yayınevinin, yayınevi çalışanlarının ve yazarın hakkına girerim, gibi bir düşünceniz yoksa e-kitap da bir tercihtir. Yayınevlerinin, yazarların hakkı var, demeyin bu pahalılıkta; taşlarlar. Buna hiç girmiyorum. Kaçak indirmek de maalesef bir seçenek artık.

4- Baktığınız biri olmamalı.

Bakıma muhtaç bir yakınınız olmamalı. Ömür boyu bakıma muhtaç bir çocuğunuz olmamalı. Yaş fark etmeksizin sürekli sorun çıkaran, her gün başınıza dert açan bir aile ferdiniz de olmamalı. Bu çocuğunuz, eşiniz, kardeşiniz olabilir. Bu durumlarda ayda bir kitap okuyorsanız öpüp başımın üstüne koyarım.

5- Evinizde görev dağılımı olmalı.

Bir evin tüm bulaşığını, yemeğini, çamaşırını, temizliğini yapıyorsanız 100 kitap okuyamazsınız. Bir de çocuk, iş derken sizin kitap okumanız bile bir mucize.

6- Sessiz ve sakin bir eviniz olmalı.

Sürekli kavga, dövüş, kıyametten ibaret bir evde bu iş olmaz. Kavganız yok, sürekli ama sürekli misafir geliyor yine olmaz. Hadi misafir geldiğinde odanıza çekiliyorsunuz, diyelim. Odanız var mı? Odanıza çekildiğinizde ayıplanıyor musunuz? Misafirler gelmeden önce temizlik, yemek; geldiklerinde hizmet; gittiklerinde temizlik işiniz varsa 100 kitap okunmaz.

7- Anlayışlı ve gelişmiş bir aile yapınız olmalı.

Okumanıza izin vermeyen, okuduklarınızla dalga geçen, sizi psikolojik ve fiziksel olarak kitaptan uzaklaştıran ebeveynleriniz, eşiniz, çocuğunuz, kardeşiniz varsa bu iş yine zor. Okulda, işte, evde tek başınıza iken okuyabilirsiniz ama bu, sizi 100 kitaba ulaştırmayabilir.

8- Yalnız olmalısınız.

Sürekli görüştüğünüz, güzel aktiviteler yaptığınız, beraber iken vaktin nasıl geçtiğini anlamadığınız güzel arkadaşlarınız, arkadaş gruplarınız mı var? Kitap okursunuz ama yılda 100 kitap okuyamazsınız. İyi giden bir ilişkiniz var ve bu kişi ile konuşmayı, buluşmayı seviyorsunuz, çokça vakit geçiriyorsunuz; 100 kitap okuyamazsınız. Çalkantılı bir ilişkiniz varsa ,sürekli sorun çıkan ve kavgaların döndüğü bir ilişki, bu iş yine olmaz. Sürekli dışarıdasın, bir gezmelerdesin; bu iş olmaz. Yılda 100 ve daha fazla kitap okumak, biraz daha asosyal ve izole bir hayat istiyor. Bu durumlarda çok kitap okumak için nitelik bakımından daha düşük kitaplar tercihiniz olabilir. Bir "Biyoloji Budur", sosyallik vaktinizden arta kalan o küçük zaman diliminde okunmaz. Deneyimlerime dayanarak söylüyorum, harbiden biraz yalnız olmanız lazım.

9- Aktif çalıştığınız bir sınav olmamalı.

Bir sınava hazırlanırken kitap okunur. Hatta bana kalırsa kesinlikle okuyun. Paragraf sorularınızı çözme hızınızı arttırıyor, o sorulardaki doğru sayınız artıyor. Tüm dil bilgisi sorularında daha az çalışmaya ihtiyaç duyuyorsunuz; hele de yazım kuralları, noktalama işaretleri için çok çok az bir çalışma sizin için yeterli oluyor. Tüm derslerdeki anlama kapasiteniz genişleyip okuma hızınız da ciddi bir biçimde artıyor. Kitap okuyun ama 100 kitap okumayın. Sınav seneniz, bol bol ders çalışın. Yüksek hedeflerle 100 kitap okunmaz. (Eklemek isterim ki zor bir bölüm okuyorsanız, baba bir tez yazıyorsanız da 100 kitap okumak zorlu bir hedef olur.)

10- Kitap okumayı sevmelisiniz.

Kitap okumayı sevmeyen biri 100 kitap hedefi bile koymaz zaten, deyip bunu geçiyorum.

11- Sağlıklı olmalısınız.

Psikolojik ve fizyolojik bir engeliniz varsa kitap okumak çok zor. Görme engeli olan bir birey, yılda 100 kitap dinlese (Ücretsiz erişebileceğiniz sesli kitap sayısı son yıllarda çok arttı.) bu işi o şekilde çözebilir. Felci olan biri için de bu durum geçerli. Ya sayfayı sürekli değiştirecek ya da sesli kitapları açacak birine sahip olmalısınız. Zihinsel olarak bir sağlık probleminiz olmamalı, akıl sağlığınız yerinde olmalı. Depresyon gibi tüm hayatınızı etkileyen bir ruh sağlığı probleminiz de olmamalı. Bu durumlarda kitap okunabilir ama 100 kitap sizi zorlayabilir.

Güç bela bu şartları sağladık. Bazılarını göz ardı ettik. Bu yola baş koyduk, deyip 100 kitap okumaya karar verdiniz. Şimdi sahip olduklarımızla ve olmadıklarımızla ne yapacağız?

1- İsteyin.

Kitap okumak istemiyorsanız boşu boşuna hedefler belirleyip ne kendinizi yorun ne de çevrenizdekileri. Ortada 100 kitap hedefi var. İstemiyorsanız zaten kafanıza estiği kadarıyla okuyun, kendinizi zorlamayın. Fedakarlık isteyen bir iş bu, haberiniz olsun.

2- Odağınızı toplayın.

Sosyal medya ve kazandırdığı hızlı tüketim alışkanlıkları, odağımızı mahvetti. Bunun farkındayım. Çok güzel bir çözüm var: poponuzun üstüne oturup odaklanmaya zorlayacaksınız kendinizi. Benim bulduğum en iyi ve en işe yarayan çözüm bu. Odaklanamayacaksınız, okuduğunuzu anlamayacaksınız, sayfa bitmiş olacak ve siz sayfayı tekrar okumak zorunda kalacaksınız. Deneyin, denemeye devam edin. Oluyor, gerçekten oluyor. Bunun için başlarda sosyal medya uygulamalarını silebilirsiniz, süre kısıtlaması getirebilirsiniz (tabii buna uymanız gerek). Telefonunuzu uzak bir noktaya koyabilirsiniz, bildirim sesini kapatabilirsiniz. Bunlar ve buna benzer yöntemler işe yarıyor. Yine de telefondan, internetten kopamıyorsanız, çaba harcamak için en ufak bir çaba göstermiyorsanız ve odaklanamıyorum ya, diye sızlanıyorsanız gidin. Valla gidin, boşverin. Siz Reels, Tiktok videolarınızı izlemeye devam edin, Twitter'da kaydırmaya devam edin. 

3- Fırsat bulduğunuz hemen her anı değerlendirin.

Yolculuk yaparken, moladayken, akşamları dinlenirken, yatmadan önce uykuya geçiş aşamasındayken okuyun. Ertelemek çözüm değildir. Bir bakmışsınız ayın sonu gelmiş ve daha ilk kitabınız bitmemiş.

4- Planlama yapın.

Ay sonunda, bir sonraki ay için plan yapın. Kaç kitap okumanızın sizin için iyi olacağını saptayın. Daha fazla okumak için vaktiniz olacaksa değerlendirin. Daha az okuyacağınız, meşgul olacağınız aylar için faydalı olacaktır. Hangi kitapları okumak istediğinizi düşünün. Bu ufak planlama, hem işinize yarayacak hem de size motivasyon sağlayacaktır.

Öneri: O ay için belli bir yazarı, türü okumak eğlenceli gelebilir.

Öneri 2: Sevdiğiniz şeyleri okumak, işi daha kolay ve eğlenceli kılacaktır.

Öneri 3: Başlarda ısınmak için akıcı, beyni çok yormayan kitaplar tercih edebilirsiniz. 

Öneri 4: Okuduğunuz kitaplarda beğendiğiniz yerleri çizin, işaretleyin. Kenarlara düşüncelerinizi yazın. Kitap bu, yazmaktan çizmekten çekinmeyin O, size hizmet etmek için var; siz ona değil. Tarih atabilirsiniz başlarken, post-it işaretleyiciler kullanabilirsiniz. Yazmak çizmek konusunda takıntınız varsa şeffaf post-it kağıtlar kullanın. Kesinlikle not alın ama. Geriye dönüp baktığınızda şaşıracak ve mutlu olacaksınız. O zaman bunu beğenmişim, ne kadar farklı düşünüyormuşum, diyeceksiniz. Çok güzel oluyor. İkinci kez okurken (bazı kitaplar belli aralıklarla düzenli okunduğunda çok güzel oluyor) farklı renk ile çizerseniz, mantıklı olur. Gelişimi görürsünüz. Eğer kitap size aitse ne olursa olsun kendinizi aktarın, derim.

Bu anların tadını çıkarın. İnsan zamanı, parayı, iyi bir ruh halini bir arada bulamayabiliyor. Bu sizin için güzel bir yıl olacaktır. Öğreneceksiniz, düşüneceksiniz, güleceksiniz, ağlayacaksınız, değişeceksiniz. Mükemmel bir şey bu. Büyük bir zevk ve gurur duyacaksınız. 

İyi okumalar!


Nisan Ece Yakut 
12 Şubat 2024
Ankara Gölbaşı

8 Temmuz 2023 Cumartesi

Didem Madak ve Şiirleri

    Didem Madak, insanın hayatında iki dize de olsa tatması gereken bir kalem. Şiir yazmak için doğmuş havası, "şiir"de kullanılmasına alışık olmadığımız kelimeleri cümlelere güzel bir biçimde yedirmesi, hayatını ve hayatındaki insanları şiirinin orta yerine oturtması ile benim ilgimi çeken bir şair oldu.

   Şair; 8 Nisan 1970 yılında, İzmir'de doğmuş. Ailenin ilk çocuğu... Ailelerimizin ilk çocuğu ve bir kız kardeş sahip oluşumuz, inanmasam da aynı burcu paylaşmamız gibi ufak tefek benzerlikler yüzümde bir tebessüm yaratıyor. Çocukluğunu çoğunlukla Amasya ve Burdur'da geçirmiş. Özellikle Burdur'da annesi ve kız kardeşi ile geçirdiği hayatı sıkıntılı imiş. Üç kadının Burdur'daki bu hayatını onlara getiren ise babasının 12 Eylül olayları sebebi ile Uşak'a sürülmesi. 

   13 yaşında beyin kanseri sebebi ile annesini kaybediyor. Şairimizin annesini kaybetmesi ise şiirlerine epey sirayet ediyor. "Ah'lar Ağacı" kitabında şu dizelere yer verir:

"İlk üç vişneyi verdiğinde bahçedeki ağaç
Annem sevindiydi hatırlarım.
Ah demişti.
Ah!
Üç küçük kırmızı dünya verilmişti sanki ona.
Annem çok sevinmelerin kadınıydı.
Bazen sevinince annem gibi,
Rengarenk reçeller dizerim kalbimin raflarına.
Annem çok sevinmelerin kadınıydı,
Sıcak yemeklerin.
Başına diktikleri o taş,
Ne zaman dokunsam soğuktur oysa.
Ben okşadığımda ama, ısınır sanki biraz.

İç ses!
Bu bahsi kapa!"

Annesini resmettiği bu mini portrede aslında annesinin karakterine dair de büyük izler sunar bize şair. Annesinin ölümünün onda nasıl bir etki yarattığını yine aynı kitabında yer alan şu dizelerde mükemmel bir biçimde gözlemleyebilirsiniz:

"Kimi gün öylesine yalnızdım
Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
Annem
Ki beyaz bir kadındır
Ölüsünü şiirle yıkadım.
Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca 
Acının ortasında acısız olmayı,
Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
Aşk diyorsunuz ya,
İşte orda durun bayım
Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
Kendimin ucunda
Öyle ıslak,
Öyle kötü kokan,
Yırtık ve perişan.

Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
Aşkı aşk bilir yalnız!"

   Didem Madak, kelimelerle güzel oynuyor. Onların arasında kendine bir dünya yaratmış, tavşan gibi aralarında sekelim havucu bulalım diye de yayınlamış. Başta söylediğim gibi şiirde görmeye alışık olmadığımız kelimeleri güzel yediriyor: spor ayakkabı, televizyon, gangster, Greenwich başlangıç meridyeni... Ya da ben, bu kelimler yerine başkalarını görmeye çok alıştım, ondan garipsedim. İşte Didem Madak'ta gördüğüm bu kelimelere sarılış, beni kelimelerle o kadar barışık olmadığım gerçeği ile yüz yüze getirdi. Ben "Şiirlik Kelimeler" diye bir dosya hazırlamışım kafamda, dönüp dolaşıyormuşum salak bir kuş gibi onlar arasında. Artık şiirde daha sınırsızım, hissedebiliyorum. Bu çizginin dışına çıkmış hâlim de özgüvenimi pekiştiriyor. Şiirleri ile geliştiğimi hissediyorum. Onu okuduğum sabahlarda kafamın içi onun ağzı ile cümleler kuruyor, kahvem hüzün adlı çekirdeklerden yapılmış gibi kokuyor.

   Şair, annesi öldükten sonra babası ile hiçbir zaman eskisi gibi ilişki kuramıyor. Babasının kısa süre sonra tekrar evlenmesi, ilişkileri koparmaya başlamış. Bu durum, onu hüzne boğmamış olsa gerek ki şair şöyle diyor: "Geçmişini mi yok ettin kızım diye soran/ Bir babadan kurtuluşumu kutluyorum". Anlaşılan babası ile yıldızı hiç barışmamış:
"Babam/ Çıkarılmış bir adam bütün fotoğraflardan"

   Uşak'ta babasının yanında başladığı eğitim-öğretim hayatını İzmir'de devam ettiriyor. Ege Üniversitesi'nde Biyoloji bölümünü kazanıyor, eğitim hayatı burada devam edecek iken maddi sıkıntılar sebebi ile okulu bırakıyor. Çalışmak zorunda. Ayrıca bu zamanlarda, 19 yaşında, ilk evliliğini yapıyor. Dört yılın ardından boşanıyor. Nedendir bilmem şairin evlenmesini hem çok doğal hem çok tuhaf karşıladım. Bu evlilik onun evi terk etmesine yardım etti sonuçta ama yine de... Genel olarak evlilik kurumunu doğal ve tuhaf bulan biri olarak fazla konuşmamayı doğru buluyor, susuyorum. Hikayemiz güzel devam ediyor. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde kazandığı ve babası ile olan birtakım sorunları nedeniyle birinci sınıfta bıraktığı hukuk eğitimini boşandıktan sonra devam ettiriyor. 2000 yılında mezun oluyor. 

   Stajyer avukatlık zamanlarında Müjde Bilir ile sıkı bir dostluk geliştiriyor. Sene 1995... Tanışmaları bir telefon görüşmesi ile oluyor. Kısa sürede bir samimiyet kuruyorlar. Sevinç Pastanesi'nde buluşmak üzere sözleşip bu dostluğu iyice pekiştirecek anları biriktirmeye koyuluyorlar. 

   Müjde Bilir, Didem Madak'ın "Pulbiber Mahallesi" kitabında şaire dair bilgiler veriyor. Onunla tanışmasını, hastalığını öğrenmesini, hastalık sürecindeki anılarını, onun öleceğine bir türlü inanmayışını orada anlatıyor. Dürüst olmak gerekirse yazısının sonuna geldiğimde gözlerimi dolmaktan kurtaramadım. Kısacık saçları ile takmış takıştırmış kadını gözlerimin önünden silemedim. 

   2000 yılında ilk kitabı "Grapon Kağıtları" yayınlanıyor. Kitapta "Annemle İlgili Şeyler" şiirinin altına düştüğü not çok ilgimi çekti: 

"Ölen her kadın için bir şiir yazdım.
Onları Muc'a evin karşılığında verdim
Çok ucuza.
Artık bütün üzgün oluşlarımın adı:
ANNE!"

   Müjde Bilir'e ithaf ettiği "Mutsuza Kim Bakacak?" şiirinde yazdığı iki dize benle o kadar örtüştü ki bir an durup bu kadının ergen ben ile zamanın olmadığı bir yerde sohbet edip etmediğini sorguladım:
"Ben çekildiğim her fotoğrafta
Defolu bir kelebek gibi çıkarım."
Aynı zamanda bu sözler bana epey gülünç geldi çünkü Didem Madak güzel bir kadın. Ciddiyim. Ben güzele güzel derim. Didem Madak güzel bir kadın.

   2002'de hayatının sonuna kadar yaşayacağı İstanbul'a taşınır. Aynı yıl, ikinci kitabı "Ah'lar Ağacı" yayınlanıyor. Zaten kendisi böyle ah demeyi beli bükük bir ahlat ağacından öğrenmiş, öyle diyor. Orhan Gencebay dinlediğini itiraf ettiği dizenin hizasına sen de haklısın, diye not düştüm. "Ben nasıl olsa/ Bu müsveddelerin ortasında yalnızım." dediğinde bir başınalığını hissettim. Kardeşine olan sevgisini hissettim. Rüyalarına yaptığı yorumları okudum, kardeşi rüyaları güzel yorarmış. Belki ablasının yorulduğu geceleri o da böyle yorardı.

   TDK'ye göre Ah... ünlemi sesin tonuna göre pişmanlık, öfke, özlem, beğenme gibi duygular anlatır. Yazar da kitabı sesinin tonunu emanet ettiği bu ağaca adar. Bir şiire böyle başlanmayacağından, başroldeki kadınların karnabahar kızartmadığından yakınır. Bol bol ah çeker, siz de onunla beraber. İnsanın ara ara içi sıkılır dizelerde. Teyzesinin ölümüne değinir, yine her kitabında yaptığı yapacağı gibi annesini anar. Ve ekler:

"Beni anla.
Geçti ömrüm iklimden iklime
Yuva yaptım kaç paket cigaranın bacasında
Yorgunum, kahvem çamur gibi
Batmaya da razıyım, artık beni anla
Yeter ki sen beni
Hiç yazmayacağım bir romanın kollarına atma."

   İstanbul'da avukatlık mesleğini icra ediyor. 2006'da ikinci evliliğini yapıyor. Bu evliliğinden ona edebiyat ile arasına mesafe koymasına sebep olacak, annesinin adını verdiği Füsun bebek dünyaya geliyor. 2007'de son kitabı "Pulbiber Mahallesi" yayınlanıyor. 2010'da yakalandığı ve tedavi sürecini mutlulukla ve umutla devam ettirdiği kolon kanserine 23 Temmuz 2011'de yenik düşüyor.

   Yazarın son kitabı "Ardından" adlı bir bölüm içeriyor. Burada kitaplarında yer almayan 4 şiiri, dostunun onun hakkındaki yazısı ve ölmeden önce yazdığı son şiiri yer alıyor. Son şiirinde ve kitabın arka kapağında yer alan şu dört dize bende hafif bir gülümseme yarattı:

"Öyle çok şimşek çaktı gece
Ben sonu Z harfi olarak düşündüm
Son harf olarak
Ben Zeni düşündüm ahbap."

   Pulbiber Mahallesi, yazarın kafasına daha iyi girdiğim bir kitap oldu. Düşüncelerini ardı ardına dizdiği satırlarda onu buldum. Bulduğum ona detaylar kattım. "Vaziyet" şiirinin sonunda annesine değindiği dizelerde son birkaç kez daha hüzünlendim. "Ağrı"da şiiri küçümseyişini izledim. Yanlış da olsa fiiller için çekici bir kadınmış, onu öğrendim. Mahalleli tarafından soğuk ama kibar mizaçlı tarif edilirmiş, "kar helvası" diye. 

   Şairleri kırmayın, onlar gidip uzun dizeleri kırıyor. Kısa ve kesik yazıyor, susup oturuyor. Çamaşırların kurumasını, yemeğin pişmesini, bebeğin doğmasını bekliyor. Acıyla konuşamamasını tuhaf buluyor.

   2023 Mart'ta tanıştığım şair, benim hayat çizgimde hep kalın bir düğüm olacak. Onu okuduğum otobüs koltuğuma adı verilecek. Verilmeli. Mansur Yavaş ile bu konu hakkında konuşsam iyi olur. Gerçi bir mail de işimizi görür, değil mi? Sonuçta onu okuduğum günlerde Ankara çiçekler arasında oturan Didem koktu. Kalemim sivrilip yumuşadı, sivrilip yumuşadı...

   95 senesinde yazdığı "Nisansız ve insansız bir sabah." cümlesini Madak'tan, kitaptan, şiirin bütününden ayrı değerlendirdim. Ayrı bir tartışmaya girdim. Yakın çevremin tuhaf sözler söylediğimde, tuhaf davrandığımda -tabii onlara göre- yaptıkları "Nisan, insan ol." kelime oyunu ile gülüşlerin doldurduğu odalara gittim. Ayrıca kendimi Didem Madak tarafından sabahlardan kovulmuş gibi hissettim. Bunu da söylemeden edemedim. Şairin sözünü de dinleyip susup oturamadım.

"Kötü şiirlerden koru beni Tanrım
Amin!" 





Nisan Ece Yakut
8 Temmuz 2023
Ankara Gölbaşı




Didem Madak ve Şiirleri

Didem Madak ve Şiirleri

    Didem Madak, insanın hayatında iki dize de olsa tatması gereken bir kalem. Şiir yazmak için doğmuş havası, "şiir"de kullanılma...